DAHA ETKİLİ BİR AİLE MODELİ ELBETTE MÜMKÜN
İki kişinin birbirine eşlikçi olarak başladığı bambaşka bir yaşam yolculuğudur aile. Her ne kadar toplumsal belleğimiz hemen üzerimde duruyor olsa da ve aileyi bizden bağımsız olarak şekillendiremeye çalışsa da her bir aile dinamiğinin birbirinden farklı olduğu rahatlıkla söyleyebiliyoruz. Hele hele aileye yeni üyeler de katılınca; çocuk yetiştirmek bambaşka bir dünya…
Yetiştin dünyası ile çocuk dünyasını aynı aile çatısı altında buluşturmak, çocukların gelişimine tanıklık ederken kendi gelişimizi de görmek şüphesiz ki büyük mutluluk. Ancak çocuk yetiştirmenin hele hele bu çağda nasıl zor bir mesele olduğunu ve neredeyse tam gün mesai gerektirdiğini biliyoruz. Peşinde olduğumuz soru, hani çok da büyük değişikler yapmadan daha etkili bir aile modeline sahip olabilir miyiz? Elbette mümkün. Birkaç başlık altında topladığım konuların her biri başlı başına daha etkili bir aile olmaya sebebiyet verebilir. O halde başlayalım.
1- ÖZ SAYGIYI KÖRÜKLEYİN
Görünür olmak, bu ev içinde bir anlam sahibiyim düşüncesine sahip olmak ve fikirlerinin anne baba tarafından ciddiyetle dinleniyor olmak, birey olma açısından bir çocuğun belki de erken yaşta ulaşabileceği en üst mertebedir. Çocukların gelişen bir benlik saygısı var ; anne baba olarak ona karşı kullandığınız üsluptan tutun da gösterdiğiniz mimiklere, her şey bu saygının şekillenmesinde etkilidir. Özellikle erkek yaş çocukları resmen bir sünger gibi anne babanın tüm davranış modellerini emerler. Kolay kolay da bu emdiklerini geri bırakmazlar. Yani çocuğa göstereceğiniz olumlu dil de emilir, olumsuz tavrınız da. Yaşı ne kadar küçük olursa olsun, becerebildiği herhangi bir işin aile tarafından görülmesi, desteklenmesi ve takdir edilmesi, onun özsaygı gelişimini ateşleyecektir. Ona küçük sorumluluklar vermek ya da evdeki herhangi bir görevi beraber yapmaya çalışmak, onun kimlik gelişimine düşündüğünüzden büyük katkılar yapar.
Peki ya tam tersi? Şefkatten uzak ifadeler ile onu yargılamak, yapamadığı şeyler için ağır ifadeler kullanmak ve bir daha şans vermemek? Akademik dünyası başta olmak üzere, belki de tüm yaşamını yaraladığınızı garanti edebilirim. Çocuklar hata yapmayı, kerelerce denemeyi, yeni bir dünyaya adım atmayı, değişen şartlara göre kendini de değiştirme becerisini, düşüp kalkmayı, tamamen anne babalarının tepkileri ile öğrenirler. Zaten dünyalarının ilk kahramanları sizlersiniz. Kahramanlarının onlara nasıl davrandığı oldukça hayati!
2- DİSİPLİNLİ OLMAK SİZİ ZORBA YAPMAZ
Sanırım bu ülkenin en büyük sınavlarından biri “disiplin” konusudur. Bu kelimeyi ilk kez okulda bir “birim” olarak gördüğümüzden midir nedir, disiplin kelimesi bir anda zorbalığı, katılığı, çatık suratları ve hatta şiddeti hatırlatıyor. “Bizim evin babası çok disiplinlidir arada çocuklara bağırır” cümlesi babayı disiplinli değil, keyfi şiddet yanlısı yapar. Disiplin, tanımlanmış kuralların kabulü ve istisnasız uygulanmasından öte değildir. Yani “kuralların sürekliliğidir.”
Yaşam alanına ait kuralların olması ve bu kuralların uygulanabilir olması, çocuğun özdenetim mekanizmasını güçlendirdiği gibi, sizin beklentilerinizin de anlaşılmasını sağlar. Anne babanın beklenti içinde olmasından daha doğal bir şey yoktur. Doğal olmayan şey, beklentisiz bir yaşamın varlığını çocukta inşa etmektir. Zamanı gelip de evden ayrılması gereken çocuk, yaşam içinde duvara çarpacaktır. “Ödevlerini bitirdikten sonra bir saat serbestsin” cümlesi bir disiplin kuralıdır. Çocuklar sıklıkla sınırlarda gezmeyi ve yasağı delme çabasına girerek anne babayı sınamayı denerler. Bu yanlış değil. Büyük iki tane yanlış var. Birincisi sınırların delinmesine göz yummaktır, ikincisi ise çocuğu takip etmemektir. Dikkat edin, eğer çocuğunuza bağırıyorsanız bilin ki “tutarlılık” açısından çocuğun değil sizin bir yanlışınız vardır.
3- ÇOK KANALLI İLETİŞİM ORTAMI YARATIN
Ben babayım ya da ben anneyim ben ne dersem o olur cümlesi ne kadar yanlışsa, o daha çocuk o ne isterse öyle olsun cümlesi de o derece yanlıştır. Her iki örnekte de ortada bir iletişim yoktur. Bir tarafta talep diğer tarafta da talebin yerine gelmesi vardır. Oysa yaşam antlaşmalar, pazarlıklar, dolaylı ilişkiler, mutidisipliner faaliyetler, çok kültürlü takım çalışmaları ve müzakereler ile doludur. Açıklama yapmayı, ikna etmeyi, detaylandırmayı, farklı açılardan ele almayı çocuklar ilk olarak ailede öğreneceklerdir. Üstelik herhangi bir açıklama yapmadan sadece bir şeylerin çocuklar tarafından yapılmasını beklemek onlarda temelsizlik hissiyatı uyandırır. Ortada bir sorun olabilir, bu sorunu hem duygusal açıdan hem görev açısından hem de gerçeklik açısından çocukla konuşmak gerekiyor. Fikir alışverişi, orta yol bulma, beklentinin anlaşılması ve bir amaç uğrunda ortak yaşamı idame ettirmek ancak doğru iletişim ile mümkün. Açıklama da şart, net beklentinin anlatılması da şart.
4- SEVGİNİZİN BİR ŞEYLERE BAĞLI OLMADIĞINI GÖSTERİN
Anne baba olarak çocuğa rehberlik etmek ve onu bir hedefe doğru yönlendirme sorumluluğumuz var. Ancak bu sorumluluğumuzu yerine getirirken kullandığımız dil ve gösterdiğimiz tutum çocuğun zihninde bambaşka bağlantılara sebebiyet verebiliyor. Bunun belki de en tehlikesi, çocuğun başarısı ile ona gösterdiğimiz sevginin birbiri ile ilişkili olduğudur. Akademik yaşamı içerisinde kaygı patlaması yaşayan birçok çocuğun kaygı temelinde anne baba sevgisi ile ders başarısının yanlış bağlantısı yatar. Bizler ebeveyn olarak dilimizle her ne kadar sevgimizin koşulsuz olduğunu ifade etsek de bilmeden ortaya koyduğumuz pratikler bunun tam aksini ifade edebilir. Bu durum çocuk için hem bir tutarsızlık hem de güvensizlik sebebidir. Yol haritamızın temelinde sürekli olarak bir teşvik yatmalı. Hata yapmış olabilir, dersleri iyi gitmiyor olabilir ya da evde dağınık olabilir. Ancak bunun bir sonraki seferde daha iyi olabilmesi için kullanmamız gereken dil tehdit dili değil, yaptırım dili değil, teşvik ve cesaret dilidir. Sonuç her ne olursa olsun, çocuklar bir şeyden emin olmalılar; siz ve sevginiz her dâim onların yanı başındalar.
5- KABUL EDİN: KİMSE MÜKEMMEL DEĞİL
Aileyi bir kurum gibi yönetmekten vazgeçmek ve aileyi oluşturan her bir unsurun yani annenin, babanın ve çocukların ayrı ayrı bireyler olduğunu bilmek, her bireyin kendine zaman ayırmasını anlamak ve aslında kimsenin kusursuz olmadığını kabul etmek; hiç şüphesiz sürdürülebilir mutluluğun sırlarından biridir.
Fedakarlık kelimesi anne ve babanın yakasından tutuyor oysa sizin kendi ihtiyaçlarınıza odaklanmanız ve kendinizi beslemeye çalışmanız gerekiyor. Bu durum sizi vefasız, narsist ya da bencil yapmaz. Bazen sadece fedakarlık ve onunla birlikte gelen faturayı kesme ihtiyacı da çatışmalara sebebiyet veriyor. Ben bir şeyleri öteledim, o halde çocuk da bunun karşılığında şunu yapsın. Yanlış kodlanan beklentiler her bireyi ayrı ayrı yoruyor. Hepimiz insanız ve hepimiz zaman zaman tükeniyoruz. Samimi olmak gibisi yok, bunu ifade edin. Bun hakkınız var. Buna tanıklık edecek çocuklar da rol modellerinden şunu öğrenecek, hepimiz insanız ve insanca yaşam talebi bir haktır.
Beklentiler konusu ise apayrı. Dışardan bakıldığında başarmış insanlar sanki tek günde ya da mucizevi şekilde bir anda başarıya ulaştıkları düşünülür. Oysa gerçek hiç de öyle değil. Yaşamdan beklentilerinizi gerçekçi ve uygulanabilir, ulaşılabilir hale getirin. Aksi durumda beklentiler hep bir “kıyas” malzemesi olacak, gerek yok.
Yorum Yap